26 Şubat 2015 Perşembe

İlk Bisikletle Uzun Yol Yolculuğum...

 İzmire olan yolculğumuz hepimizin içini kıpır kıpır ediyordu, haftalar öncesınden bisikletlere bakımlar  yapmaya başlamıştık.Üç kişi olarak yola çıkacaktık ve üçümüzünde bisiklet üzerinde  deneyimi olmasına rağmen bu, ücümüzün de ilk uzun yolu olacaktı,geceleri toplanıp Google Earth üzerınden rota belirliyor,eğim grafiklerini çıkartıp buna göre mola yerlerini karalaştırıyorduk. Giyeceğimiz kıyafetten konaklıyacağımız pansiyonlara kadar herşey aşağı yukarı belliydi, gideceğimiz yolların dar ve pek tekin olmamasında dolayı karanlığa kalmak istemiyorduk.

    Ufak bir sıkıntımız vardı, benim bisikletin bagajı olmasına rağmen,heybesi yoktu.Altınova'da yani yazlık bölgede olduğumuz ve sadece bir köy yaşantısından ötesi olmadığı için soluğu brandacı da aldık,yazdık çizdik verdik,fakat  bütün gün de tarif etmek için yanında durmamız gerekti . Heybem bittiği zaman bazı sıkıntılar mevcuttu tam da hayal ettiğim gibi değildi, sonrasında Tan ile birlikte   hep gittiğimiz bir kafeye oturduk, aldık elimize iğne ipliği kendimiz modifikasyona başladık,bizi gören arkadaşlarımız geldi yanımıza hepsi saolsunlar bir ucundan tuttular. Bagaj artık tam istediğimiz gibi olmuştu, ev yapmı, custom  ve tam ihtiyaçlara yönelik.

     Yolculuğa bir gün kalmıştı, gece yine buluştuk ve malzeme paylaşımı yaptık,tamir edavatları ve ilkyardım malzemesi gibi tedbiren götürdüğümüz,paylaşılabilcek malzemeleri herkesin taşımasına gerek yoktu,bu tür yolculuklarda ve aktivitelerde ağırlık her zaman sıkıntı olacağı için bu paylaşımlar çok önemlidir. Bizim paylaşımda ben ilkyardım ve acil durum malzemelrinden sorumluyken, Öbür üyeler  ise  olası arıza ve sıkıntılarda  kullanmak için bisiklet aletlerini taşıyacaktı.
 
  Sabah saat 6 da Ayvalık'a  bağlı bır sahil kasabası olan Altınova'da daha güneş yüzünü yeni yeni gösterirken buluştuk.Çok tatlı bir serinlik ve tertemiz bir hava vardı, sessizliği ise kuş sesleri bozuyordu, sahile arkamızı verdik İzmir-Çanakkale karayoluna doğru ortalama 15 km/h lik bir hızla ilerledik. Yaklaşık bir 30 dk sonra anayola çıktık, ve anayolda ilerlemeye devam ettik, Bu tür yollarda ilerlemek daha kolay oluyor , genellikle bisiklet daha rahat akıyor ve eğim olarak yerleşim yerlerine kıyasla çok daha optimize edilmiş oluyor. Yanınızdan büyük bir tır geçtiği zaman ise rüzgarıyla sizi şöyle bir savuruyor, sonra da sizi  arkadan biri itiyormuşcasına hızlandırıyor. Tam yorulmuşken yol üstünde bir yere rastladık,"Fatma Ana' nın Yeri " ne kadar az yemeye özen göstersek de pek karşı koyabildiğimiz söylenemez.1saat yakın oturdukdan sonra tekrar yola koyulduk,keyif turu olduğu ve bır acelemiz olmadığı için anayoldan çıkıp tekrar sahil kasabılarına yöneldik, Çandarlı'ya kadar bu şekilde deniz paralel ve sahildeki minik yerleşimden yerlerinden geçerek gidicektik.
     Salihleraltı'ndan geçerek Dikili'ye ulaştık.Herşey çok yolunda ve keyifimiz yerindeydi.Dikili'de bir çay içtik ve başka bisikletçilerle tanıştık,Yolcu yolunda gerek! Tekrar yola koyulduk ve bugünün en zorlayıcı  ve değişik bir olaya tanıklık edeceğimiz yolu olan Çandarlı-Dikili yoluna girdik.Hava oldukça sıcaktı hatta sonrasında öğrendik ki o günler yazın en sıcak günleriymiş.Yol iki arabanın yan yana anca geçebileceği genişlikte sürekli  inip çıkarak sonsuz kadar gidecek gibiydi.Yol  bir süre sonra sıkıcı olabilcek bir yoldu,hoperlörden müziğimizi açtık,fakat suyumuz bitiyordu ve hava çok sıcaktı.Yolun yaklaşık 3/4 ünde tam tepede biryerde bir ağaç altı bulduk suyumuz da tamamen bitmişti .Yirmi kilometrelik dağ bayır çıkan yolda bir tane bile bina görememişken, otururken gözümüze pembe bir yapı ilişti.Demir tellerle çevrilmiş, kapısında çok eskı bır asma kilit bulunan ve GİRİLMEZ yazan bu binaya yaklaştıkça gözlerize inamadık Merakımız iyice arttı  bina,  daha önce hiç rastlanmamıştı türdendi, hiç bir duvarı birbirine paralel değil,yamuk,farklı geometrik şekillerden yapılmıştı.Tan ve ben  spekilasyonlar üretiyorduk ve en sonunda bakma kararı aldık, tellerden atladık ve binaya ulaştık.Biraz da korkuyorduk tabi doğal olarak ama yersiz de değildi, binada  kocaman bir demirkapı, ve sadece iki adet pencere vardı.Fakat dışarıda olması gereken pencere ferforjeleri bu binada içeriden yapılmıştı.Büyük bina üç odadan meydana gelıyordu fakat üçüncü odaya ulaşan bir kapı yoktu,öbür oda ise kırık dökük,  hücre tuvaleti gibi bir yerdi.Fotoğrafımızı çektik ve merak içinde hemen yola koyulduk.Çandarlı'ya varana kadar hep bunu konuştuk.
Sabah yola çıkıyoruz

Dikili Çandarlı yoluVe o ilginç bina




Şimdi  bir hayli uykum da geldi, müsadenizle yarın gezinin geri kalanını yazmak isterim...Görüşmek üzere...

25 Şubat 2015 Çarşamba




  Basliyalim bakalim...    
 Hic aklima gelmezdi blog yazacagim , hatta sorsalar ; bu insanlar neden blog yazar bilemezdim. Sonra bir baktim farkli bir hayatim var, degisik,denemeyi severim,deneyimlemeyi, yeni seyler yasamayi... E bir de yazmayi cok seviyorum . Bunlari aktarmamin guzel bir fikir olacagini dusundum  ve cevremdeki insanlarin da tavsiyesi ustune en sonunda yazmaya karar verdim birseyler kendimce.
      Blogda neler hakkinda yazacagimi merak ediyorsunuz suanda buyuk ihtimallle ,soyle soyliyim tek bir konuda yazmayi dusunmuyorum,  cok farkli alanlarda cok farkli seyler  yazmayi dsunuyorum. Oncelikle biraz kendimden bahsetmeliyim sanirim .... Sanatla , Muzikle ilgilenmeyi cok severim, ensturman calmayi, muzik dinlemeyi  incelemeyi.Insanin bir disa vurumu muzik, duygularin,hissettiklerinin  ve herseyin.Dinlemek de oyle icra etmek de iki taraf icin de rahatlici bir arac.Bisiklete binmenin yeri baskadir bende,bisikletimi alip nereye gittigimi bilmeden gitmeyi, ya da saatlerce plan yapip sehirlerarasi gezmeyi, ki bunu herkesin yapmasi tavsiye ederim.Sehirlerarasi bisikletle gezmek gercekten yasanmasi bir deneyim ve bunun hakkinda yazmayi da mutlaka dusnuyorum.Yemek yemeyi ve yapmayi severim,gezmeyi severim bilmedigim yerlere gitmeyi gormeyi,ama gezmek bana gore tarihi eser gormek ya da muze gezmek degil sadece.Bir yere gittigimde orayi yasamak isterim oranin insani gibi yasamayi, benimsemeyi...Gittiginiz yerin insanini, gercek yuzunu tarihini ya da  kulturunu  de bu sekilde cok rahat anlarsniz.Insan nasil istiyorsa oyle yapmali tabi.... Yasamayi cok severim, yapmak istedigim seyleri yapmayi ve bunlari aktarmayi ,anlatmayi....

     Bu blogda akliniza gelebilcek bildigim ve yasadigim hersey hakkinda yazabilirim.Sizlerin de destegiyle yazilarin konulari sekillenir birlikte karar veririz,bir bisiklet turunda yasadiklarimi anlatabilirim,tavsiyeler verebilirim.Yeni bir muzik turu kesfederim onun hakkinda yazarim ,yeni bir album cikar onu tartisiriz birlikte,bir film inceleriz.Bir edebi eser olur belki konumuz bazen bu hic belli olmaz.Yeni bir ulkeyi , bir sehri gezerim ya da yeni bir lokantaya giderim  onun hakkinda yazarim belki farkli bir lezzet tadarim onu aktaririm sizlere.Pratik bir tarif bulurum isterseniz onu paylasirim.Siz birseyler yazarsiniz,onu koyariz. Bir olay yasarim beni etkileyen onu  yazarim ayni bir gunluk gibi bazen, danisirim, bir derdiniz olur onu tartisiriz. Muzikle ilgilenenler icin muzik yazarim, tartisiriz belki armoniye gireriz , yeni notalar  bulurum onu paylasirim. Konular zamanla belirlenir,kararlastiririz sizlerin de destegiyle.

     Bugunun basinda bir blog yazma fikrim yokken bir anda kaptirdim sanirim suanda,yazinin basinda ne yazcagimi bile bilmezken suanda baktigim zaman keyifli,guzel birsey cikacak gibi geliyor.Demin tam yazdim bu yaziyi  cok benzerini ,hic plan yapmadan icimden geldigince tam kaydediceken yanlislikla silindi...Hic hos bir deneyim olmadi ilk sefer icin  ama yine de cok keyif aldim bu yaziyi yazarken ve yazacaklarimi dusundukce. Bir de  turkce klavyesi olmayan bir bilgisayarda yazmak zorunda kaldim yaziyi umarim sorun olmaz bu seferlik...


Haydi bakalim basliyoruz :)