İzmire olan yolculğumuz hepimizin içini kıpır kıpır ediyordu, haftalar öncesınden bisikletlere bakımlar yapmaya başlamıştık.Üç kişi olarak yola çıkacaktık ve üçümüzünde bisiklet üzerinde deneyimi olmasına rağmen bu, ücümüzün de ilk uzun yolu olacaktı,geceleri toplanıp Google Earth üzerınden rota belirliyor,eğim grafiklerini çıkartıp buna göre mola yerlerini karalaştırıyorduk. Giyeceğimiz kıyafetten konaklıyacağımız pansiyonlara kadar herşey aşağı yukarı belliydi, gideceğimiz yolların dar ve pek tekin olmamasında dolayı karanlığa kalmak istemiyorduk.
Ufak bir sıkıntımız vardı, benim bisikletin bagajı olmasına rağmen,heybesi yoktu.Altınova'da yani yazlık bölgede olduğumuz ve sadece bir köy yaşantısından ötesi olmadığı için soluğu brandacı da aldık,yazdık çizdik verdik,fakat bütün gün de tarif etmek için yanında durmamız gerekti . Heybem bittiği zaman bazı sıkıntılar mevcuttu tam da hayal ettiğim gibi değildi, sonrasında Tan ile birlikte hep gittiğimiz bir kafeye oturduk, aldık elimize iğne ipliği kendimiz modifikasyona başladık,bizi gören arkadaşlarımız geldi yanımıza hepsi saolsunlar bir ucundan tuttular. Bagaj artık tam istediğimiz gibi olmuştu, ev yapmı, custom ve tam ihtiyaçlara yönelik.
Yolculuğa bir gün kalmıştı, gece yine buluştuk ve malzeme paylaşımı yaptık,tamir edavatları ve ilkyardım malzemesi gibi tedbiren götürdüğümüz,paylaşılabilcek malzemeleri herkesin taşımasına gerek yoktu,bu tür yolculuklarda ve aktivitelerde ağırlık her zaman sıkıntı olacağı için bu paylaşımlar çok önemlidir. Bizim paylaşımda ben ilkyardım ve acil durum malzemelrinden sorumluyken, Öbür üyeler ise olası arıza ve sıkıntılarda kullanmak için bisiklet aletlerini taşıyacaktı.
Sabah saat 6 da Ayvalık'a bağlı bır sahil kasabası olan Altınova'da daha güneş yüzünü yeni yeni gösterirken buluştuk.Çok tatlı bir serinlik ve tertemiz bir hava vardı, sessizliği ise kuş sesleri bozuyordu, sahile arkamızı verdik İzmir-Çanakkale karayoluna doğru ortalama 15 km/h lik bir hızla ilerledik. Yaklaşık bir 30 dk sonra anayola çıktık, ve anayolda ilerlemeye devam ettik, Bu tür yollarda ilerlemek daha kolay oluyor , genellikle bisiklet daha rahat akıyor ve eğim olarak yerleşim yerlerine kıyasla çok daha optimize edilmiş oluyor. Yanınızdan büyük bir tır geçtiği zaman ise rüzgarıyla sizi şöyle bir savuruyor, sonra da sizi arkadan biri itiyormuşcasına hızlandırıyor. Tam yorulmuşken yol üstünde bir yere rastladık,"Fatma Ana' nın Yeri " ne kadar az yemeye özen göstersek de pek karşı koyabildiğimiz söylenemez.1saat yakın oturdukdan sonra tekrar yola koyulduk,keyif turu olduğu ve bır acelemiz olmadığı için anayoldan çıkıp tekrar sahil kasabılarına yöneldik, Çandarlı'ya kadar bu şekilde deniz paralel ve sahildeki minik yerleşimden yerlerinden geçerek gidicektik.
Salihleraltı'ndan geçerek Dikili'ye ulaştık.Herşey çok yolunda ve keyifimiz yerindeydi.Dikili'de bir çay içtik ve başka bisikletçilerle tanıştık,Yolcu yolunda gerek! Tekrar yola koyulduk ve bugünün en zorlayıcı ve değişik bir olaya tanıklık edeceğimiz yolu olan Çandarlı-Dikili yoluna girdik.Hava oldukça sıcaktı hatta sonrasında öğrendik ki o günler yazın en sıcak günleriymiş.Yol iki arabanın yan yana anca geçebileceği genişlikte sürekli inip çıkarak sonsuz kadar gidecek gibiydi.Yol bir süre sonra sıkıcı olabilcek bir yoldu,hoperlörden müziğimizi açtık,fakat suyumuz bitiyordu ve hava çok sıcaktı.Yolun yaklaşık 3/4 ünde tam tepede biryerde bir ağaç altı bulduk suyumuz da tamamen bitmişti .Yirmi kilometrelik dağ bayır çıkan yolda bir tane bile bina görememişken, otururken gözümüze pembe bir yapı ilişti.Demir tellerle çevrilmiş, kapısında çok eskı bır asma kilit bulunan ve GİRİLMEZ yazan bu binaya yaklaştıkça gözlerize inamadık Merakımız iyice arttı bina, daha önce hiç rastlanmamıştı türdendi, hiç bir duvarı birbirine paralel değil,yamuk,farklı geometrik şekillerden yapılmıştı.Tan ve ben spekilasyonlar üretiyorduk ve en sonunda bakma kararı aldık, tellerden atladık ve binaya ulaştık.Biraz da korkuyorduk tabi doğal olarak ama yersiz de değildi, binada kocaman bir demirkapı, ve sadece iki adet pencere vardı.Fakat dışarıda olması gereken pencere ferforjeleri bu binada içeriden yapılmıştı.Büyük bina üç odadan meydana gelıyordu fakat üçüncü odaya ulaşan bir kapı yoktu,öbür oda ise kırık dökük, hücre tuvaleti gibi bir yerdi.Fotoğrafımızı çektik ve merak içinde hemen yola koyulduk.Çandarlı'ya varana kadar hep bunu konuştuk.
![]() |
| Sabah yola çıkıyoruz |
Şimdi bir hayli uykum da geldi, müsadenizle yarın gezinin geri kalanını yazmak isterim...Görüşmek üzere...


